“Çocuğumuz Bize Yalan Söylüyor”

“Çocuğumuz Bize Yalan Söylüyor”

Son zamanlarda bu konu birkaç seansımda üst üste gündeme geldi.

“Tabletin ekranını kırdı, ben kırmadım diyor.”
“Yasakladığımız oyunları oynuyor, sorduğumuzda inkar ediyor.”
“Gittiği yerleri bizden saklıyor, haber vermiyor.”
“Bir daha yapmayacağım diye söz veriyor, sonra yine yapıyor.”

“… Çocuğumuz bize açıkça yalan söylüyor, hatalarını kabul etmiyor, yaptıklarının arkasında durmuyor.”

Hem bireysel seanslarımda, hem okul ortamlarında, hem de kendi sosyal hayatımda yalan söyleme eğiliminde olan çocuklarda gözlemlediğim bazı ortak özellikler ve benzer bir hayat döngüsü var.

Yalan söyleme eğiliminde olan çocuklar genellikle kaygılılar ve özgüvenleri hayli düşük. Özellikle stresli anlarda duygu ve düşüncelerini ifade edebilmekte oldukça yetersizler. Kendi öz değerlerini fark edemiyor, kendi kimliklerini keşfedemiyor, kendi gerçekliklerini yaşayamıyorlar. Eleştirici ve cezalandırıcı bir iç sesle büyüyorlar, bu yüzden zamanla iç seslerini duymayı-dinlemeyi unutmaya başlıyorlar. Genellikle özünden kopuk, sanal ve huzursuz bir hayat yaşıyorlar.

Sözlerini tutamamaları, gelişimleri için ihtiyaç duydukları desteği alamamalarından kaynaklanıyor. Hatalı bir davranışları olduğunda “bir daha yapmama” sözü verseler de, “bir daha yapmamayı” nasıl başaracaklarını, yerine ne koyacaklarını aslında bilmiyorlar. Sonuç olarak, söz vermelerine rağmen tekrar tekrar aynı hataları yaptıklarında, onlar da kendilerine olan inançlarını zamanla kaybediyorlar.

İronik olarak, bu çocukların aileleri genellikle dürüstlüğe ve güvenilirliğe çok önem veriyorlar. Bu hassasiyetlerinden dolayı, çocuklarının kendilerine yalan söylediğini fark ettiklerinde endişeye kapılıyor ve yalana odaklanıyorlar. Bu durumda çocuklarına ihtiyaç duyduğu desteği vermek yerine yalanını ortaya çıkarmak için uğraşıyorlar.

Örneğin çocuklarının kendilerine haber vermeden bir yere gittiğini öğrendiklerinde anlayışla ‘’buraya gittiğini biliyorum, bunun hakkında biraz sohbet edelim’’ demek yerine ‘’neredeydin?’’ diye soruyorlar. Veya bilgisayarda kendisine uygun olmayan bir oyun oynadığını fark ettiklerinde sakince ‘’bunu oynadığını fark ettim, bu oyun ile ilgili konuşalım’’ demek yerine ‘‘sana uygun olmayan oyunlar mı oynadın?’’ diye soruyorlar.

Yani bildiklerini açıkça söylemek yerine, sorular sorarak çocuğu yalanıyla yüzleştirmeye çalışıyorlar.

Bu sorular çocuğu diken üstünde ve utanmış hissettiriyor, ve tıpkı biz yetişkinler gibi çocuk da stresli hissettiği durumlardan uzaklaşmanın yollarını aramaya başlıyor.

Örneğin “ben yapmadım” diye inkar ediyor. “Hatırlamıyorum” diye geçiştiriyor. Hatalarını daha iyi saklamayı öğreniyor.

Ebeveynlerinin sorularına karşı hissizleşiyor.

Büyüme yolculuğu boyunca doğal olarak hatalar yapan çocuk, eleştirilme, cezalandırılma ve utandırılma korkusuyla, bunları ve diğer zor anlarını ebeveynleriyle paylaşmamaya, onlardan uzak durmaya başlıyor.

Çünkü ebeveynlerinin, her ne olursa olsun onun içindeki “iyi insanı” göreceklerine, onu yargılamadan dinleyeceklerine, koşulsuzca seveceklerine, ona saygı göstererek sınır koyacaklarına inanmıyor.

Bu yüzden ihtiyaç duyduğu desteği ve şefkati ebeveynlerinde değil, dışarıda aramaya başlıyor.

Bu hayat döngüsünde ilerleyen çocuk, zaman geçtikçe daha da özgürleşen dünyasında, yalanla kapatmayı öğrendiği hatalar yapmaya devam ediyor. Artık saklamayı iyi öğrendiği için de çoğu davranışı ailesi tarafından fark edilmiyor.

Yalana sebep olan hatalar sürdükçe çocuk yaşadıklarından zarar görerek büyüyor, fakat henüz çocuk olduğu için bu zararların farkında olmuyor. İzledikleri, gördükleri, yaşadıkları sonucunda travmatize oluyor. Kimi hatalar geri dönülemez izler bırakıyor.

Sürekli eleştirel bir iç sesle yaşıyor, kendisine ve insanlara karşı toleransı düşük oluyor. Stresini yönetmekte, kendisini ifade etmekte zorlanıyor.

Tüm bunların sonucunda, derinlerde bir yerlerde ‘’kötü, bozuk, değersiz’’ bir insan olduğuna olan inancı kuvvetleniyor.

Yani çocuk büyüdükçe, yalanla kapatmaya ihtiyaç duyduğu hataların sonuçlarını gerçekten yaşamaya başlıyor, fakat yalanlar ortadan kalkmıyor.

Bu döngü size tanıdık gelmiş olabilir. Belki çocuğunuz ile, belki de kendi çocukluğunuz ile ilgili düşüncelere kapılmış olabilirsiniz.

Birkaç dakika bu düşüncelerinizin üzerinde durun. Aklınıza gelmelerine izin verin. Bunların size hissettirdiklerine odaklanın.

Eğer ihtiyaç hissediyorsanız, aklınızda çocuk halinizin şefkate ihtiyaç duyduğu bir anı canlandırın, ve kendinize “Önemli değil, herkes hata yapabilir. Şu an neye ihtiyacın varsa, hangi yönünü geliştirmek istiyorsan, ben sana destek olmak için buradayım. Seni yargılamadan, eleştirmeden, sadece olduğun halinle duymak ve görmek istiyorum. Sen olduğun kişi olarak çok değersin. Buradayım. Seni çok seviyorum.” deyin.

Çocuklar onlara hissettirdiğimiz duygular ile bütünleşerek büyürler. Çocuklarımızı en zor anlarında bile sakin, huzurlu, güvenli ve değerli hissettirebildiğimiz sürece “kızmayacağım, bana doğruyu söyle” dememize ve bu sözümüze inanmalarını beklememize gerek kalmaz.

Çünkü onları her koşulda kabul ettiğimizi, onlara destek olmak için burada olduğumuzu ve hatalarını da bizimle paylaşabileceklerini, onlara şimdiye dek hissettirdiğimiz güven sayesinde bilirler.

Ve yalan söylemeye ihtiyaç duymazlar.

Eğer çocuğunuz ile aranızdaki ilişkinin yukarıda paylaştığım döngüde ilerliyor olabileceğini düşünüyorsanız bunu hemen bugün değiştirmeye başlayabilirsiniz.
Bunun için desteğe ihtiyacınız olduğunda pelin@yeniterapi.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Tüm okurlarıma ve danışanlarıma huzurlu bir gün dilerim.

By | 2017-06-29T15:58:01+00:00 Haziran 29th, 2017|Categories: Çocuk Gelişimi, Ebeveynlik|Tags: , |0 Comments

Leave A Comment